Mimarlık ortamında sürmekte olan bilgisayar ve modelleme programları kullanımı hızla devam etmekte ve piyasaya etkin bir şekilde yön vermektedir. Bilişim teknolojileri mimarlık eğitiminde ve mimarlık/ iç mimarlık sektöründe 20 yılı aşkın bir süredir aktif bir şekilde kullanılmaktadır. Dijital tasarım metodlarının kullanım oranı gün geçtikçe artmasıyla birlikte genç öğrenci profilinin yaygın olarak bilişim teknolojilerinin kullanımını benimsemiş olması da bu sürece pozitif katkı sağlamaktadır. Peki nedir bu dijital tasarım? Genel hatlarıyla dijital tasarımın amacı; tasarımcının zihinsel bellekte sahip olduğu görsel verileri, fikirleri, rotası, konsepti, tecrübesi, vb gibi parametreleri harmanlayıp bilgisayar ortamına taşımak, sonuç ürünü model olarak çıkarabilmek ve kendini görsel destekleme ile ifade edebilmektir. Sonuç ürün yani “render” tasarımcının yardımcısıdır. Yaratıcı bellek, zihinsel bellek, ve dijital bellek ile gerçeğe dönüşen tasarımlar büyük emekler ile meydana gelmekle beraber eğitim ve iş hayatında ki gereklilikleri tartışılmazıdır. Ancak son yıllarda özellikle iş hayatında süreçleri ve sunumları ele geçiren, mimarlık ve iç mimarlığın ana hususlarını, tasarım ruhunu, malzemeyi, detayı, işçiliği, uygulanabilirliği, tekniği vs gölgesinde bırakan, tek odak noktası haline gelen render sunumlarının kavramsal olarak gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Mekanlar ya da yapı ile ilgili en büyük ipucunu elbette ki renderlar sağlamakta, bu durum hem müşteri/işveren için hemde tasarımcı için bir artı olarak devam edecekken, müşteri tarafından rendera gereğinden fazla anlam yükleme durumu ile birlikte, konu sadece bir resim çıkarmak, o resmi allayıp pullamak ve o resmin birebirini yapıp yapamama rekabetine doğru gitmekte. Peki bu gidişat doğru mu? Şahsi fikrim, render konusunun çok abartıldığı yönünde, piyasa genelinde 3 boyutlu tasarım, 2 boyutlu teknik çizimin önüne geçmiş durumda, bu da sonuçlar da daha az ancak süreçlerde sürekli bir kaosa yol açmakta, malzeme nedir bilmeden, detay nedir düşünmeden, harikalar yaratan renderlar sunulunca, dijital show kısmına saplanıp kaldık. Bu durum sürekli görsel sunum yapmaya, tasarımcının yorumlamasına izin vermeme hali ile mesleki bir ihlale doğru yavaş yavaş ilerledi. Çok alternatif çok yorum demek oldu. Çok yorum, çok müdahaleye sebep oldu. Sonuç itibari ile tasarımcı, müşterinin görselleştirme taşeronu haline geldi. İç mimarlık projelendirme süreçlerinde, mesleki etik ve görev tanımlamaları çerçevesinde bilişim teknolojilerini pragmatik görsel bir araç olarak görmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Konu tasarım olunca, zevkler ve renkler tartışılmaz bakış açısından bir miktar çıkıp, konunun özüne, tekniğine, bilgi birikimine odaklandığımızda aslında, tasarımın göründüğü kadar öznel olmadığını farkettiğimizde inşaat ve proje süreçlerinin daha rahat ve keyifli geçeceğini görmeyi yürekten umuyorum. Herhangi bir proje sürecinde bir tasarımcıya neden ihtiyaç duyduğumuzun ana mantığından uzaklaşmadan devam edildiğinde mesleki kavramlar yorulmadan sonuç ortaya konulabilir. Tasarımcının gerçek işinin görselleştirme uzmanlığı olmadığını hem bizler aklımızda tutmalı, hem de gerekli yerde işverenlere hatırlatmamız gereklidir. Aksi takdirde bu süreç bir beğendirme yarışına girecek, mimari / iç mimari yorumlama konusu meslek gerekliliği değil de ikna etme zorunluluğu olarak sektörümüze oturacaktır. Tasarım mantığının daha iyi anlaşıldığı yıllara…